İpekçiliğe dair hemen her ülkede bazı bilgiler vardır. Doğu ülkelerinden batıya yayıldığına hiç şüphe olmayan ipeğin ilk bulunuşu ve dünyaya yayılışı noktasından doğu ülkeleri mevcut hikaye ve masallarıyla ipeği kendilerine mal etmek isterler.
Batı ülkeleri ise ipeğin sanat bakımından layık olduğu değeri kendilerinin bulduğunu göstermeye çalışırlar. Fakat ipeğin ilk önce nerede ve nasıl bulunduğuna dair olan bilgiler hepsinden karışık ve şüphelidir.
Bütün ipekçilik kitapları, ipeğin ilk önce Çin’de kullanıldığını yazarlar. Fakat bunu kesin kabul etmek zordur. Çünkü, vaktiyle Asya denilince Çin ve Hindistan akla gelirdi.
İpekçiliğin Çin’e komşu Türkler arasında başladığına dair rivayetler ve hikayeler de vardır. Çok eski bir şehir olan Hotan bu işin merkezi olarak gösterilir.
İranlılar da ipekçiliğin ilk önce kendilerinde başladığını kabul ederler. (şehname) adlı destanda bir İran hükümdarının ibrişimden kaftan yapmayı akıl ettiğine işaret edilir. İpekli kumaşlar dokumakta İran’ın büyük şöhreti olmuştur. Bunun sebebi en eski örneklerinin İran’da bulunmasıdır.
İlk ipekçilik nerede başlamış olursa olsun, bu işin doğudan batıya yayılması ve dünya ölçüsünde bir değer kazanması çok daha önemli olduğundan, bu konuda en büyük hizmetin Çin’e komşu olan ülkelere ve bu arada Türklere düştüğüne şüphe yoktur. Bilindiği gibi Çin’le en çok ilgisi olan Türklerdi. Türkler bir taraftan Çin’le meşgul olurken, diğer taraftan batıya doğru yayılmakta, bu suretle doğudakini batıya ulaştırmakta idiler.
İpeğe dair en eski bilgiler Çin kitaplarında görülmekte olup bütün ipekçilik kitapları, ipeğin ilk önce Çin’de kullanıldığını yazarlar. Tahminlere göre, ipekçilik ilk önce Çin’in kuzey doğusunda (Şantuk çevresinde) başlamıştır. Romalılar ipeğe (Seres) derlerdi, bunun manası “uzak doğu” demektir.

İPEKBÖCEĞİNİN İLK TESPİTİ VE BATIYA YAYILMASI
Rivayete göre M.Ö.2600’lü yıllarda hüküm süren Çin imparatoru Hoang-Ti zamanında saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediği ve sonra koza ördüğü görülüyor. Bunun üzerine imparator, bu kurdun hayatının incelenmesini emretmiş ve bu görevi eşi She-Ling-She’ye vermiştir. Kralice uzun zaman yaptığı tetkikler sonunda bu kozadan ipek çekilebileceğini ve bunun da dokumacılıkta kullanılabileceğini tespit etmiştir. Bu nedenle ipekçilik tarihinde She-Ling-She bir ipek ilahesi olarak bilinmektedir.
Çin’de bu sanatın gelişmesi ülkeye hem ün hem de kazanç sağlamıştır. Çin bu serveti kaybetmemek için ipekböcekçiliğini kutsal saydı, ipekböceğinin ve sanatının dışarı çıkmasına mani olmak için katı kurallar uygulanmış ve ölüm cezaları konmuştur. Bu sebeple ipekböcekçiliği Çin’de uzun zaman gizli bir sanat halinde kalmıştır.
M.S. 149’da Türkistan’da bulunan Hotan eyaleti hakanı bir Çin prensesi ile evlendi. Çin’de asalet nişanesi olan ipeğin Hotan’da bulunmaması nedeniyle prenses gerek ihtişamını devam ettirmek gerekse eşine bir düğün hediyesi götürmek üzere saçlarının arasına ipekböceği tohumu saklayarak Hotan’a geçti. Bu tarih ipekböcekçiliğinin saklı bulunduğu Çin’den ilk çıkış tarihidir. Hotan’dan sonra ipekböcekçiliği yavaş yavaş İran’ın doğusuna doğru yayılmaya başladığı anlaşılmaktadır.
Gerek tatarlar gerekse Hint ve İranlı tüccarlar tarafından batıya doğru giden ipek nedeniyle İstanbul’da ileri bir ipek sanayi oluşmuştur. Bizanslıların en ileri ve muhteşem iplikleri İstanbul’da dokunuyordu. Bizans Kralı Justinianus döneminde (527-565) Bizans-Sasani ilişkilerindeki gerginlik ve birbiri ardınca yapılan savaşlar, batı’nın doğu ile yapmakta olduğu ipek değişimini engellemekteydi. İpeğin İstanbul’a gelememesi sonucunda İstanbul ipek sanayiinde yaşanmakta olan kriz nedeniyle M.S. 500 yıllarında Bizans Kralı Justinianus ile Theodora ipeğin hakiki mahiyetini anlamak ve ipeğin sırrını çözmeleri amacıyla 2 rahibi misyoner görünümü altında doğuya gönderiyor. Bu 2 rahip İran’ı geçtikten sonra orta Asya’nın içlerine kadar gittiklerinde ipekböcekçiliğinin oldukça yayıldığını görüyorlar.
İki yıl oralarda kalarak ipekböceğinin yetiştirilmesi ve kozadan ipek çekilmesi usullerini öğreniyorlar. İstanbul’a dönerken kamış bastonlarının içine ipekböceği tohumu koyarak M.S. 552 yılında İstanbul’a getiriyorlar.
Bu şekilde Bizans’ta ipekböcekçiliği ve ipekli dokumacılığı hızla gelişiyor. 9. ve 10. yüzyıldan itibaren Akdeniz’den İspanya, İtalya ve Yunanistan’a yayılmaya başlamıştır.

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDAN GÜNÜMÜZE İPEKÇİLİK
İpekçilik, XVI ncı yüzyılın başında büyük bir gelişme göstermiş, bir taraftan ipek ticareti, diğer taraftan ipekli dokumacılık ülkede büyük bir iş hayatı yaratmıştır. Fakat bu gelişme devamlı olmamış, bazı siyasi hareketler ve olaylar, ipek ticaretinin ve ipekli dokumacılığın zaman zaman sıkıntılara düşmesine sebep olmuştur.
XVI ncı yüzyılın ortasına doğru, Osmanlı devletinin geniş topraklara sahip olması, zenginlik ve geçimin artması, saray adamlarının ve halkın süslü ve ağır elbiseler giymek arzusuna uygun olarak, ipekli dokumacılık çeşitlenmiş, bu işle uğraşanlar ülkenin her tarafında çoğalmıştır. Bursa’dan başka, İstanbul, Edirne, Amasya, denizli, İzmir ve Konya gibi yerlerde ipekli kumaşlar dokunmuştur.
İlk zamanlarda, ülkede dokunan ipekli kumaşların ham maddesi dışarıdan geldiği için Anadoluda ipekli dokumacılığa önem verilmiş, ipekböceği beslemek suretiyle ipek elde edilmesi düşünülmemiş, veya bu işin üzerinde fazla durulmamıştır. O tarihlerde, doğu ülkeleri tam manasıyla bir hammadde kaynağı olarak kullanılmıştır.
Anadolu’da başlayan ipekli dokumacılığın ihtiyaç duyduğu hammaddenin dışarıdan getirilmesi bir bakımdan zararlı olmuştur. Türklerin hem komşusu, hem de ham ipek kaynağı olan İran’la zaman zaman çıkan savaşlar ham ipeğin ülkeye girmesini güçleştirmiş, XVI ncı yüzyılın ortasında dokumacılık büyük sıkıntılara düşmüştür.
XVI ncı yüzyılın ortasından sonra Avrupa ile başlayan ilişkiler sıklaşmış, bilhassa bu tarihlerde İtalya’da gelişen ipekli dokumacılık Türklerin ihtiyacı olan ipekli kumaşları bol bol vermeye başlamış, Osmanlı İmparatorluğu doğudaki komşusunu yok etmeye çalışırken, batıda başlayan sanat gelişmesi de Türk sanatlarının gerilemesine neden olmuş, batı ülkelerinin üstünlüğü diğer yüzyıllarda da yıkıcı bir tesir yapmıştır.
Doğu ülkelerinden ipek gelmeyince, yerli tezgahlar kendilerine gerekli olan ham ipekleri bir zaman için batı ülkelerinden getirmeye başlamışlar, yeni bir kalkınmanın arzusu ile yapılan bu hareketler siyasi sebeplerden dolayı, devam ettirilememiş, ipekçiliğin dokumacılık şeklinden vazgeçilerek yeni bir şekli üzerinde çalışılması daha uygun görülmüştür. Bu yeni çalışma ülkede Kozacılığın canlanmasını temin etmiştir. Ancak elde edilen kozalardan, bir hammadde olarak yerli dokumacılık istifade edememiş, bu yeni çalışmanın veriminden de Avrupa dokumacılığı faydalanmıştır. Avrupanın üstün dokumacılığı karşısında yerli dokumacılık her gün biraz daha gerilemek zorunda kalmıştır. Avrupa’dan gelmeye başlayan ucuz kumaşlara karşılık ham ipek verilmesi daha tehlikesiz görünmüş, neticede Anadolu, ipekli dokumacılık hayatından vazgeçerek, hammadde kaynağı bir ülke halini almıştır.
İstanbul’un fethinden 1838 tarihine kadar ipekböcekçiliğinin seyri hakkında müspet vesikalar yoktur. Bazı belgeler bu uzun devre esnasında ülkenin birçok bölgesinde ipekböceği beslendiğini ve bilhassa Bursa ve dolaylarında diğer yerlere nazaran daha fazla olduğunu, Bursa’da koza, ipekböceği tohumu ve ipek ticaretinin önemli bir yer tuttuğunu, el mancınık ve tezgahlarında envai türde ipek kumaşlar ve kadifeler dokunduğunu, Avrupa’ya koza ihraç edildiğini gösteriyorsa da bu yıllarda ne kadar tohum açıldığı, ne kadar koza istihsal edildiği, el mancınık ve tezgahlarının miktarı hakkında istatistik bilgiye sahip değiliz.

Osmanlı’da ipek çekme sanayii 1845 yılında Bursa’da kurulan 60 mancınıklı fabrika ile başlamıştır. Bursa ve İzmit dolaylarında kurulan ipek çekme fabrikaları 1860 yılına kadar büyük gelişme göstererek 85’e ulaşmıştır. Bu devre ipekböcekçiliğinin en ileri devresidir.
Bu dönemde (1856 yılında) Fransa’da ortaya çıkan Pebrin hastalığı ve Süveyş kanalının açılmasıyla Avrupa piyasalarına gelen ucuz Çin ve Japon ipekleri nedeniyle yurdumuzda ipekböcekçiliği gerilemiştir.
XIX uncu yüzyılda, Türkiye sadece ham ipek satan bir ülke olarak tanınmaktadır. 1850 den sonra, Fransa’da ortaya çıkan Pebrin hastalığı Anadolu’daki ipekböceklerine de bulaşmıştı. İpekçiliğin bu aşaması da kapanmak üzere iken, 20 Aralık 1881’de “Muharrem Kararnamesi”nin yayımlanarak Hüdavendigar Vilayetinin aşar gelirinin Düyun-u Umumiye’ye bırakılması üzerine, bu kurum yöredeki ipekböcekçiliğinin ıslahı çarelerini aramaya başladı. Bu konuda çalışmalar yapılmak üzere 1880 yılında tarım eğitimi görmek üzere Fransa’ya gönderilen 8 öğrenciden biri olan Montpellier Ziraat Enstitüsünde ve ardından başka bazı okullarda öğrenim görerek 1883 yılında İstanbul’a dönen Kevork Torkomyan bu konuda çalışmalar yapmak üzere görevlendirildi.
Kısa sürede çalışmalarını tamamlayan Kevork Torkomyan’ın önerileri arasından, yerli ipekböceği tohumu üretilmesi ve Bursa’da bir “Harir Darü’t-talimi” (İnstitut Sericole/İpek Okulu) kurulmasına ilişkin olanın uygun bulunması üzerine, Kevork Torkomyan Bursa’ya gelerek Şehreküstü Mahallesinde Ahmet Muhtar Efendi adlı şahsın evini kiraladı ve sonradan “Harir Darü’t-talimi” adını alacak olan İpekböcekçiliği Enstitüsünü kurdu. İlk yıl 12 öğrenciyle başlayan ve altı yıl aynı yerde faaliyetini sürdüren Enstitü 1894’de temenyerindeki yeni yaptırılan binasına geçti.
Kevork Torkomyan Enstitü Müdürlüğünü 1922 yılına kadar sürdürdü. Bu süre içinde çok sayıda öğrenci yetiştirildi. Kevork Torkomyan 1954/55 kışında vefat etti.

INSTITUT SERICICOLE (Harir Darüttalimi)
(1894 yılında adı İpekböcekçiliği Enstitüsü olarak değiştirildi)

Türkiye’de ipekböcekçiliği ilmi esaslar dahilinde yapılmaya Bursa ipekböcekçiliği Araştırma Enstitüsünün kuruluş tarihi olan 1888 yılı ile başlar. Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında 859 sayılı kanunla Türkiye’de tohum üretimi, ipekböceği bakım ve beslemesi ile ilgili hususlar hukuki teminat altına alınmıştır.
Cumhuriyet’in kurulmasından sonra, Atatürk’ün “Kooperatif yapmak, zeka ve maharetleri, maddi ve manevi güçleri birleştirmektir” sözünden hareket ederek ülkemizde koza üretimini korumak ve arttırmak amacıyla 1940 yılında Bursa, Bilecik ve Adapazarı’nda ilk Kooperatifler kurulmuştur. Birlikten kuvvet doğar ilkesiyle bu kooperatifler birleşerek 11 Mayıs 1940 tarihinde S.S. Bursa Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliğini (KOZABİRLİK) kurmuşlardır.
İlk kuruluş yıllarından sonra yurt çapında gelişmeye çalışan Birliğimiz, 1944 yılında Edirne’de, 1951 yılında Mihalgazi’de ve 1984 yılında Alanya’da kooperatifler açmış, kozanın dışında kooperatif bölgelerinde yetişen pamuk, zeytin, zeytinyağı ve ayçiçeği alımlarında bulunmuştur. Marmara bölgesinde zeytinciliğin yaygınlaşmasıyla Marmarabirlik’in kurulması sonucu Birliğimiz zeytin ve zeytinyağı ile ilgili bazı kooperatiflerini 1955 yılında bu Birliğe devretmiştir. Birliğimiz bir süre daha pamuk alımında bulunmuşsa da daha sonra bunlardan vazgeçerek sadece koza alımıyla ilgilenmiştir.
Japonların uzun yıllar süren çalışmaları sonucu 1946 yılında Dünya ipekböcekçiliğinde bir çağ değişimi yapan ve o güne kadar beslemeye alınan ırklara nazaran ipek verimliliğinin yüksekliği, hayat devrelerinin kısalığı ve hastalıklara dayanıklılık gibi birçok üstün özelliklere haiz polihibrid türler, ilk defa 1953 yılında Avrupa’ya gelerek 4-5 yıllık bir denemeden sonra bu bölgede beslenmeye başlamıştır.
Ülkemizde yetiştirilen yerli ırk ipekböceğinin verimliliğinin düşüklüğü ve çeşitli hastalıklara karşı dayanıksız olması sebebiyle 1963 yılında Tohum Üretim İşletmemiz kurulmuştur. Bu işletmemizde hastalıklara karşı dayanıklı, kutu başına verimliliği yüksek polihibrid ipekböceği tohumunun üretilmesi bir Japon firması ile işbirliğine gidilerek sağlanmıştır. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu ipekböceği tohumları bu tarihten itibaren Birliğimiz bünyesindeki Tohum Üretim İşletmesince üretilmektedir. Ülkemiz Dünyada kendi tohumunu üretebilen birkaç Ülkeden biridir.
1980 yılında dönemin en modern Japon teknolojisi ipek filatür ve bükme fabrikamız kurulmuştur. Bu fabrikamızda bir süre ipekli kumaş ve halı imalatçılarının talepleri karşılanmış, Dünya standartlarına uygun, kaliteli ham ve bükülmüş ipek ipliği üretimi gerçekleştirilmiştir. Ancak bu fabrika Çin’in 1990’lı yılların başında çok ucuz fiyatlarla ipek ipliği satmaya başlaması nedeniyle 1995 yılında kapanmak zorunda kalmıştır.
Yaş koza üretiminde Dünya rekoltesinin yaklaşık %80’ini oluşturan Çin, Hindistan ve Özbekistan’da son yıllarda üretimde meydana gelen azalmalar, ipek ipliğinin kullanım alanlarının önceki yıllara göre artması nedeniyle 1990’lı yılların başında başlayan ve 2000-2001 yıllarında 15-20 $ seviyesine inen ham ipek ipliği fiyatlarındaki artış eğilimi dikkate alınarak Ülkemizde üretimi yapılan ipekböceği kozalarından ipek ipliği üretimi yapılması amacıyla 2009 yılında üretime alınan Mayıslar Köyünde Sarıcakaya Eskişehir’de Birliğimizce kurulan Koza Çekim tesisimizde ipekböceği kozasından ham ipek ipliği üretimine tekrar başlanılmıştır.
Birliğimiz halen Bursa, Bilecik, Adapazarı, Eskişehir ve Alanya bölgelerindeki kooperatifleriyle hem kooperatif bölgelerinde hem de üretim yapılan ve potansiyel olan diğer bölgelerde (Diyarbakır, Hatay, Muğla/Köyceğiz, İzmir/Ödemiş, Batman/Sason) faaliyetine devam etmekte olup 3.344 kayıtlı ortağı bulunmaktadır.
4572 sayılı kanunun 16.06.2000 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Birliğimiz özerk bir yapıya kavuşmuştur. Bu sayede Birliğimiz ipekçilik sektöründe yaşanan ve yaşanabilecek olumsuzluklara hızlı bir şekilde müdahale edebilmektedir.
Birliğimiz iyi fiyat uygulamalarının yanında, üreticinin bilinçli bir şekilde üretim yapmasına, dolayısıyla da üretim kayıplarının en alt seviyeye çekilmesine yönelik olarak tüm üretim bölgelerimizde köy-köy eğitim çalışmaları düzenlemekte, yine bu çalışmalar kapsamında tüm böcekhaneler Birliğimiz imkanları ile Birliğimiz teknik elemanlarınca ilaçlanarak dezenfekte edilmekte olup, üretici ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ücretsiz dut fidanı vermektedir.